edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2011 Çarşamba

Chuck Palahniuk-Bir Söyleşi

Chuck Palahniuk,son dönemin en çarpıcı yazarlarindan biri.Dünya çapında taninan ve sevilen kültleşmiş kitaplarin kalemşörü.Fight Club kitabiyla edebiyat dünyasina kendisini tanıttı.Aynı adlı kitabından çok başarılı bir sinema uyarlaması yapılınca dünya çapında isminden soz ettirmeye başladi.Yeraltı edebiyatı diye tag'lenen kitaplari cok sıkı sistem eleştirileriyle dolu.
Kapitalizmi,postmodernizmi,Amerikan Rüyasını,yozlaşan Amerikan toplumunu eleştirirken çok çarpıcı bir dil kullanıyor.Amerıkalılaşmaya  hevesli ınsan ve topluluklara ince bir bakış kazandırır umarım.Tabi okuyan olursa...


Bizim ülkemizse,boş durmuyor yazarın son kitabını yasaklamakla ugraşıyor.


İstanbul Basın Savcılığı Chuck Palahniuk'ın Ölüm Pornosu adıyla Ayrıntı Yayınları tarafından Türkçe'ye çevrilen kitabı Snuff (Ölüm Pornosu) hakkında soruşturma başlattı. Bilirkişi olarak atanan Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu'nun hazırladığı sekiz sayfalık bilirkişi raporuyla Ayrıntı Yayınları, soruşturma hakkında bilgilendirildi.
Kitabin cevirmeni Funda Uncu'ya savcilikta fahise muamelesi yapilmasi da cabasi.
Chuck Palahniuk un birçok kitabını Ayrıntı Yayınları neşretti.Funda Uncu nun Palahniuk çevirileri çok başarılı bulunuyor.Fakat ben yine de,ileri derecede ingilizce bilenlere, kitapları orjinal dilinde okumalarını tavsiye ederim. 






Yazar Chuck Palahniuk'un New York Strand Bookstore'daki okuma gününde (12 Mayıs 2009 ) yaptıgı bir söyleşinin tarafımdan yapılmış naçizane bir çevirisi.(hadi alcakgonulluluk yapmayayim;çok başarılı bir çeviri!:)))


  Orjinal metni okumak isteyenler için:
 
  www.time.com/time/arts/article/0,8599,1897504,00.html



Chuck Palahniuk bir ''rock star'' değil;ama olabilir de. Fight Club ve Invisible Monsters'ın(görünmeyen canavarlar) yazarı Palahniuk konser salonlarında ''okuma günleri'' düzenliyor, seyircilerine şişme erotik bebekler atmakla tanınıyor ve hayranları ismini kollarına yazdırıyor.
   Yazarın resmi web sitesi kendilerini açıkça " the Cult " diye adlandıran 47.000'in üstünde çılgın hayranıyla dolu.Onlar tanıtım tişörtleri ile müzik piyasasını canlandırıyor, konser biletleri satıyorlar.                                                                                                                                                                                       
   Son kitabı "Pygmy"(Cüce) öğrenci değişim programıyla Orta Amerika'ya gelmis ergen bir ogrencinin/ gizli ajanin terör planlarını konu ediniyor.
   Palahniuk yeni romanı ile ilgili TIME dergisine konuştu ve tüm Alman ulusuna yanlışlıkla nasıl hakarette bulunduğunu ve " the Cult " için neler gerçekte düşündüğünü anlattı.
>
> -Bu kitapla ilgili fikir nasıl oluştu?>
> "Fight Club" filmi yayınlanmaya başladığında, full time yazabilmek için işimi bıraktım.Beni yataktan erken kaldıracak bir şeye ihtiyacım vardi.Ve gönüllü  evsizlere ''çorba yapmaya'' başladım.
> Kimse kim olduğumu ve niye orada olduğumu bilmiyordu. İnsanlar benle ilgili hikaye üretmeye başladılar.Kimilerine göre tescilli bir seks suçlusuydum, hapisten yeni çıkmıştım ve kamu hizmetiyle
> cezalandırılmıştım.Kimilerine göre ise bir katildim... bir kundakci. Bütün bu dehşetengiz düşünceler bana yöneltilmişti çünkü kimse bu adamın neden her sabah 5 te gelip ekmek kızarttığını
> bilmiyordu.
>
> -Ve sen bozmadan devam ettin...''katil değilim''demedin...öyle mi?
>
> Demedim. Onların hikayesi gerçekten daha iyiydi.Öylece devam ettim.
>
> -Nasıl Pygmy'e dönüştü hikaye?>
> Neşeli ve karşılaştığınızda güçlük çekmeden açıklayamayacağınız bir karakter oluşturma fikri hoşuma gitti. Bu, Pygny'yle tanışan herkesin en kötü önyargıyla, kendini beğenmişlikle ve bağnazlıkla yüzleşmelerini sağlıyor. Kimse onun hangi ırktan olduğunu bile bilmiyor. Gerçek ismi "Pygmy" bile değil.
>
>-Kitaptaki karakterler, Amerika'nın dünyadaki ya en iyi ülke ya da en kötüsü olduğunu düşünüyor. Aslında kitap politikayla içiçe.
>
> Bana göre bu, politik bir kitaptan ziyade bir olgunluk romanı. Halkının en iyi halk olduğunu düşündüğün o 10-11 yaşlarını hatırlar mısın? O yaşlarda onlar herşeyi bilirdi ve onların dediği doğruydu
> VE sen büyüdün; bu berbat döneme ulaştığında onların birden şeytan, zorba ve hiçbirşey bilmeyen alıklar olduğunu gördün.
>
> Pygmy'yi konuk eden aile, Amerika'yı herşeyin mükemmel olduğu bir yer olarak tanıtır oysa Pygmy Amerika'yı bir zorba ve şeytansı bir aptal olarak görecek şekilde eğitilmiştir. Sonuçta her iki aşamanın ötesinde ailenin mükemmel olmadığını ama seni sevdiğini ve sana en iyisini vermeye çalıştığını kabullenirsin. Pygmy, bu insanları sevgi dolu ama çoğu şeyden ''birhaber insanlar'' olarak tanımladı.
>
> -Pygmy çok özel ve kırık bir şiveyle yazıldı. Kitabı okuduktan sonra kendimi o şiveyle düşünmekten alıkoyamadım. Nasıl bir şeydi bu şekilde yazmak?
>
> Gerçekten de tahripkardı. Düzyazı yerine şiir yazmak gibiydi. Kasten yanlış yapıyordum ve birçok nedenim vardı. Örneğin önek kullanmadım... unhappy, unconscious gibi. Onun yerine "no happy, no conscious" şeklinde yazdım.Benim de no conscious dediğim çok oldu. Bu dili içselleştiriyorsunuz ve düşünce şekliniz kafanızda ve bilincinizde korunuyor.Bu WalMart, megakilise gibi gündelik ve
> taze şeylerde daha sıradan düşünmemi kolaylaştırdı.
>
>  -Tanrının insanları cezalandırmak için onların günah işlemelerine ihtiyacı olduğuyla ilgili birçok bölüm var kitapta. İlginç bir yaklaşım. Biraz bahseder misiniz?
> 
> Alman ulusal radyosuna berbat bir röportaj vermiştim. Bir yerinde ''Sieht so aus als haettest du all dein Deutsch vergessen'' demek istedim ''Sanırım Almancayı unutmuşumdur'' anlamında. Sadece tek bir fiili yanlış kullanmıştım.Vergessen yerine Vergast. Programdan çıktığımda yayıncılar bana cok kızgındı. Vergast, "insanları ölüme sürüklemek" fiilinin geçmiş zaman haliydi. Almanca sözcüğünü de yanlış telafuz etmiş "r" harfini eklemiştim. Anlamı Almanca yerine Alman halkına dönüşmüştü ve ben "Almanları ölüme yönlendirdiğim için üzgünüm" demiştim. Çok utanmıştım.
>
>  -Ne oldu... hiç tepki aldınız mı?
>
> Hayır. Sıvıştım, trene binip oradan uzaklastim; kendimi çok kötü hissediyordum. Binlerce kişiyi aşağılamıştım. Bunları nasıl soyleyebildim? Bizim ayıbımız olan bu korkunç yanlışların, Tanrı'nın canımızı alırken keyiflenmesine vesile olduğunu düşünmeye başladım. Kimbilir belki de bu günahlarımız Tanrıya bize sonunda kanser hastalığını verirken üzülmemesi için bir tür teselli oluyordur.
>
>  -Çok sıkı bir hayran kitleniz var.''Cult''larla ilişkiniz nasıl?
>
> Yaklaşık 10 yıl önce, 3 kişi New York'taki ''okuma etkinliğine'' geldi ve resmi hayran sitemi kurmak istediklerini söyledi. "Hiçbirşeyi düşünmenize gerek yok biz halledeceğiz" dediler. Bir çesit tevekkulle ''Tamam, yapın'' dedim. O günden beri site çok büyüdü. Yazılanlara, eleştiri ve tavsiyelerimle katkı sağlıyorum. Her ay bana 6 veya 8 hikaye gonderiyorlar ve ben de görüşlerimi
> belirtip geri yolluyorum.
>
> -Sizin ''kitap okuma''larınız normal okumalara benzemiyor. Daha cok konser gibi, kutlama günleri gibi.Bütün bu çılgın şeyleri neden yapıyorsunuz?>
> 7 yıl kadar önce, okumaların sıkıcı geçtiğini farkettim. Oraya çıkıp etkinlik boyunca uyurgezer gibi kitabımdan pasajlar okuyordum. Daha çarpıcı birşeyler yapmalıydım. Hoplamak, zıplamak
> istiyordum; böylece etkinlik daha heyecanlı olabilecekti. Her seferinde farklı bir yol buldum eğlenmek icin. Kaldığım otelin oda numarasını veya uçağımın koltuk no.sunu hatırlamam ama her organizasyonum aklımdadır.
>
>  -Plastik vücut parçalarını insanların üstüne attığınızı duydum...
>
> İnsanlar benden vücutlarına imza atmamı istiyorlardı. Ve ben bir sonraki etkinlikte herkesin imzamı dövme yaptırdığını görüyordum. Ve insanların vücutlarına imza atmamaya karar verdim. Artık onlara kol ve bacak verecek ve istediklerinde bu kol ve bacakları imzalayacaktım.Bir iki yıl boyunca insanların üzerlerine kol-bacak fırlattım ve sonra yüzlerce ucuz erotik bebekler atmaya başladim. Bir yarışma düzenliyorduk ve kim daha hızlı bebek şişirirse kitap kazanıyordu.
>
>  -Bu seferki etkinlikte ne yapıyorsunuz?>
> Penguen
>
    -Gerçekten mi?
>
> Bütün kışı şişirerek, imzalayarak ve tarih atarak geçirdiğim 200 şişme penguen. Her organizasyona 250 penguen gönderdim. Çeşitli yarışmalar düzenledik. İnsanları eğlendirmekten
> hoşlanıyorum. Daha çok duygu ve kaos eklemek iyi oluyor.

30 Eylül 2011 Cuma

büyülü gerçekçilik ve Gabriel Garciel Marquez


Gabriel Garcia Marquez deyince büyülü gerçekçilik akımı ve Latin Amerika akla gelir.Küçük yaşta büyükannesinden dinledigi öyküler onu çok etkilemiş;büyükannesinin anlattıgı trajik ve hüzünlü-ayni zamanda bütün Latin Amerikanın ortak kaderi-diyebilecegimiz öyküleri dinlerken bunu nasıl da duygusuz ve vakur bir biçimde adeta bir masalsı bir edayla anlattigindan bahseder.Marquez'in en buyuk gücü babaannesinden ödünç aldıgı bu dili roman diline ve teknigine uygulaması...Büyülü gerçilikçilik diye adlandırılan ve Marquez'in önderi oldugu bu dil,olayları en dogru biçimde aktarırken;görkemli tasvirlerden kaçınıp yaşananları hayatın trajik yönüne yaslanıp imgelerle dolu bir taslak çizmesi.
Kolombiyali Marquez Latin Amerikanin en buyuk yazari olarak degerlendiriliyor.''Bizim hikayemizi,bize en iyi anlatan yazar''deniliyor Latin Amerikada...



Yüzyıllık Yalnızlık(cien anos de soledad)Marquez'in en onemli kitabı ve büyülü gerçekçilik akımının basucu kitabı olarak degerlendirilir.Kitapta,Kolombiyalı 3 kuşak bir ailenin yaşamından bahseder.Oykusunu cok guzel kurgular Marquez ve üslubu da babaanesınden ödünç aldıgı o dildir.

Şahsen ben kitabı yarısından sonra okumakta zorlandım.Isimler ve kuşaklar birbirine karıştı.Konsantre olamamamda kitabın temel yapısını kavradıgım duygusu hakimdi galiba.Önemli bir bölümünü atlayıp sonlandırdım kitabı.Post modern edebiyatı daha yakın duranlara ve surprizli kitapları sevenlere önermiyorum.




Kırmızı Pazartesi (cronica de una muerte anunciada)  şu ana kadar okudugum kitaplar arasında en etkileyicilerinden biriydi.
önceden haber verilmiş bir cinayetin güncesi(eksisozluk alinti)  diye ozetleyecegim Kırmızı Pazartesi bir kasabada herkesin bir şekilde tahmin ettigi fakat kader örgüsüyle veya büyülü gerçekçi bir şekilde kimsenin engelle(ye)medigi bir cinayeti konu ediniyor.
Bu baglamda Hrant Dink Cinayeti insanin aklina geliyor.Herkesin olacagını bildigi ama ne zaman vuku bulacagını kestiremedigi,kaderin görünmez ipinin hükmettigi bir cinayetin öyküsü Hrant Dink Cinayeti ve Kırmızı Pazartesi.
Uzun bir öykü de denilebilir bu roman için.G.G.Marquez bu romanı için şu ifadeleri kullanmış:


'' ben hiçbir romanımda bu romandaki kadar ipleri elimde tutamadım. belki bunu konu ve hacim nedeniyle başarmışımdır. konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi işlenen bir yapıt bu. üstelik de çok kısa. bundan önce de en iyi romanım yüzyıllık yalnızlık değil de albaya mektup yok adlı yapıtımdı. ben öyle sanıyordum ve bunu da sık sık söyledim. şimdi de en iyi romanımın kırmızı pazartesi olduğunu sanıyorum. ''







29 Eylül 2011 Perşembe

Murat Menteş ve Afili Hareketleri


Murat Menteş,afili hareketleri olan bir abimdir.En başarılı genç dönem yazarlardan biri müthiş tasvir yetenegiyle kelimeleri kalemiyle adeta canlandirmasi takdire şayan.Kendisiyle muhabbettigimiz vardır.Benim için güzel bir anı olan bir tanışıklıgım oldu kendisiyle 1.5 yıl önce.Taksim Sahaf Şenligi'nde bir standta kitaplarla haşır neşir olurken bir anda yanımda belirdi.O sıra kendisinin Korkma Ben Varım adlı kitabını okumakla meşguldüm ve bir anda karşımda belirince korktum ve O'na ''Korkma Ben Varım'' demek istedim ama demedim.Peki ne yaptım,Atom Bombacıyan(kitabinda Kurtuluşlu Ermeni bir kuyumcu karakter) diye seslendim:)Dönüp bana baktı ve sohbetimiz başladı.Sohbet başlatmak için ilginç bir laftı ama o da ''siz Ermeni misiniz?daha önce kitabımı okuyan bir Ermeniyle tanışmamıştım'' deyince,o da bana aynı ilgiçlikle-yoksa saçma mı demeliyim-cevap vermiş oldu.Hoşbeş ettikten sonra kitabını bitirip kendisine email atacagımı söyledim ve yaptım bunu.Kitabındaki bir takım yanlışları da aktardım-mesela Niko isminin bir Rum ismi oldugunu Ermeni bir karakterde kullanmasının yanlış oldugu-...
Kendisinin bir kitap kurdu oldugunu söyleyip incelikli birkaç iltifat ettikten sonra tavlamış oldum Murat abiyi.Cep telefon numarasını verince kendisini aradım.Ve bitirdigim kitabı hakkında güzel bir sohbet ettik.(J.D.Salinger'in dedigi gibi ''sevdigimiz kitaplarin yazarlarini arayip onlarla konusmalıyız''-ama bunu soyleyen Salinger'in okurlariyla hic konuşmamasi,telefonlara hic çıkmayıp asosyal şizoid kişilik yapısıyla herşeyden ve herkesten elini etegini çekmesi başka bir hoşluk arz ediyor tabi:)

Neyse efendim,kendisiyle kitabi hakkinda konustum begendigimi soyledim.Bana bugun dogum günü oldugunu soyledi;ben bilmiyordum.Tesadüf!Kutladım kendisini...KLARK adlı programını hep takip ettigimi ve bitmesine çok üzüldügümü söyledim.-Klark edebiyat programiydi her hafta onemli konuklar agirlarlardi.Ilgilenenler Youtubedan butun bolumlerine ulasabilir-.
Bana bir aile sırrını soyledi.Artik sırrını bildigim icin dost olmuş olur muyuz abi:) en son gercekleştiremedigimiz ''bir kahve içip sohbet ederiz'' sözüyle konuşmamız sonlandı.Amerika'ya dönmeden kendisine afili bir jest yapıp Yervant Odyan'ın Yoldaş Pancuni adlı kıtabını kargoyla hediye ettim.


Murat Menteş iyi bir kalem fakat yazdıkları eserler sabun köpügü gibi biraz.Hızlı akan sürprizli romanlar ozellikle Dublorun Dilemması o bakımdan enfesti.Ama okuduktan bir süre sonra akılda birşey kalmıyor.-Onur Ünlü'nün Dublorun Dılemmasını senaryolastırıp filme cekecegi söyleniyordu ama yalan oldu galiba-.Fast food edebiyatı lafını kulllanmak istemem ama bence daha derinlikli seyler yazabilecek kabiliyette bir kalem kendisine veya bize haksızlık yapıyor hissiyatındayım.Ne kadar da izledigi yolun kendisinin bilinçli bir tercihi oldugunu iyi bilsemde.Bu baglamda yeni jenerasyondan Hakan Günday tercihimdir.


" ... Biz yetimler intikam iştiyakıyla doluyuzdur. Dehşeti dengelemeye yatkınızdır. Başkalarının öçlerini de almaya hevesleniriz. Yetimlik bize kanlı doğaçlamalar yapma cüreti verir. Suçlamakla ya da suç işlemekle kaybolmayan bir masumiyet imtiyazına sahibizdir İtiraf etmeliyim ki, aziz okur, benim ömrüm, her birini gebertmek istediğim insanlarla aramdaki buzdağlarını eritmeye çalışmakla geçiyor. Mesela zenginlerden nefret ediyorum, ne yapayım, elimde değil.''(Dublorun Dilemmasi'ndan...)




Son olarak afili ve delikanlı bir davranışla Ece Temelkuranı ve Nuray Mert'i cok begendigini ve onlara karşı başlatılan ''cadı avı''na karşı asil ve mertçe savunmaya geçmesine ''Çok güzel Hareketler Bunlar'' diyorum.Bu aralar dogumgunun olması lazım iyi ki dogdun iyi ki varsın:))


Ece Temelkuran ve Nuray Nert icin kaleme aldıgı yazı
http://www.afilifilintalar.com/ece-temelkuran-ve-nuray-mert